Pages

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Ya Sinirden Ya Yüceliktendir Kafamın Tavanlara Vurması


Geçen kış bi yazı yazmıştım "kadın olamadım" diye. Yalan söyleyemediğim, vefalı olduğum ve ne kadar büyük konuşursam konuşayım arkasında durduğum için. Önüme gelenle yatmadığım, küçük hesaplar yapamadığım, küçük düşünemediğim, ağzım açık aptal aptal gülüp tanımadığım insanların kucaklarında oturamadığım için sanırım kadın olamadım demiştim.

Yok canım, kadın olan benmişim asıl. İyi, sağlam da bi kadın olmuşum esasında. Alkolik, psikopat bu adamı iyi ki sevgili yapmışım kendime zamanında. Ve iki yüzü de kokuşmuş insanların yapmacık sırıtışlarının altından esasında fışkıran sağlam kıskançlıklarına dayandırdığım mükemmel arkadaşlıklarım olmuş iyi ki.

Hiç pişman değilim, harcanan yıllarım ya da sinirlerim olsun. Hiç pişman değilim şu anda. Çok sinirliyim ve içime girip mideme baskı uygulayan o yumruk beni kendime getiriyor daha çok. Şükür ediyorum küfürlerimin yanında. İyi ki buradayım, iyi ki. Nasıl da kurtardım paçamı, oha!

Ukalalığım tuttu, ne muhteşem bi insan oluyorum ben böyle boktan sinirler yaşadıkça ya allah kahretsin!

Simay ne alemde diye merak edip buraya baktığınızda benim için küçük iğrenç bulantılar yaratan çok önemli tecrübeler olduğunuzu göreceksiniz sadece.

Bana yanlışlarıyla doğru olmayı öğreten eski dostlarıma ve beynini kısım kısım bira şişelerinde unutan Barış'a selam olsun!

25 Mayıs 2011 Çarşamba

En Güzel Tatillerin İnsanıyım; İşte Tatil Siparişim

Kafamda şöyle görüntüler var;
Sabah 6'da uyanıp denizde çığlık çığlığa oynayan bir Simay. 
Makineyi otomatiğe alıp milyonlarca fotoğraf çeken çekilen Simay.
Korkulacak kadar derin bi sessizliğin ortasında mimimimimi diye şarkı söyleyen, bir yandan kendini bulduğu bir iple sallayan Simay.
Bütün bir kış topladığı o iğrenç gazı sayfalarda kalemlerle çıkaran Simay.
Geride kalan bok İstanbul'a şişesini kaldırıp selam çakan Simay.
Ağaçlar arasında keşfettiği böceklerden korkan Simay.
Muhteşem müzikler eşliğinde muhteşem kitaplar okuyan ve zaten kaçarak geldiği buralardan da uçan Simay.
Gülen Simay.
Ağlayan Simay.
Yalnız Simay.
Oldukça memnun Simay.
Sorunlardan kaçan ama aynı hızda onlara geri döneceğini bildiği için bir yandan da kendine kızan Simay.
Yine çok bilmiş Simay, çok öğrenen Simay.
Simay hep aynı Simay ama uzaktaki Simay. Oh olsun!


Bana o yazdığım kampanyalardaki gibi maviyle yeşilin kucaklaştığı yerleri göstersin biri. Kimseler olmasın ama etrafta. Açık büfe sıraları, sidikli havuz keyifleri ve spa'yla yenilenme de olmasın. Böyle bi tatil istiyorum bu Temmuz işte. Çılgınlar gibi kafamı dinlemeliyim.

9 Mayıs 2011 Pazartesi

El Yakan Varlık


Daha açık nasıl söyleyebilirim bilmiyorum, hepinizden sıkıldım. Hayır istisnasız hepinizden sıkıldım, söyleyince de anlamıyorsunuz, boku çıkmış beyinlerin. Tık diye düğmenize basıp, hepinize kocamaan bir "yallah!" deyip koşarak uzaklaşmam lazım. Koşmam lazım. Ben koşardım, kaçardım noldu bana? İstanbul'da yaşıyor ve denizi göremiyorum. Okul bittiğinden beri tramvaya binemiyorum. Yanımda arkadaşım, sevgilim yokken deniz kenarında balık-ekmek yiyemiyorum. Şöyle sakince kahvemi çayımı alıp kitabımı okuyamıyorum. Rezil bi hayat dayatılıyor bize ve kabullenmiş çöküyoruz içine. Hepinize karışmış olmaktan sıkıldım. Sizden olmaktan sıkıldım. Deneyimlerime dayanarak fikir verdiğimde basit bir şekilde "Yine felsefe yapıyor" denmesinden sıkıldım. Basite indirgenmekten sıkıldım, ki burada dünyanın en ukala insanı sayarsan say beni, asla basit değilim, kolay değilim, ucuz ya da hafif değilim.

Atakan bugün "Sanki doğru düzgün bir şey yaşadın da konuşuyorsun." dediğinde canımı sıkan doğru düzgün bir şey yaşamamış olmam değildi mesela. Doğru düzgün insan ilişkileri yaşayamamış olmakla her zaman gurur duyuyorum. Beni şu halime getiren yanlış ilişkiler ve ilintilerdi zaten. Canımı sıkan böyle basit bir cümleyle özetlenmiş olmaktı. Bütün gün bunu düşündüm. Doğru düzgün bir şey yaşayıp yaşamadığımı düşünmedim hayır; kendimi de ara sıra böyle basite indirgeyip indirgemediğimi düşündüm. Evet basitleştiriyorum kendimi. Yaptığım işle, muhattap olduğum insanlarla, zorunluluklara bu kadar boyun eğmişliğimle ve o söylediğim kocaman lafların arkasında duramamamla basitleştiriyorum. İçimden gelen kahkahalarımla, mutlu ya da memnun olmak için çok büyük çaba sarfetmemle, bütün boktan taraflarına rağmen özgürlüğümle basitleştiriyorum kendimi.

Keskin fikirlerimle ve sözlerimle yanlış biliniyorum. Kendi doğrularımı savunurken bir yandan da kimseye kabul ettirmeye çalışmayacak kadar umarsız olmamla yanlış anlaşılıyorum. Ve yine de umrumda değil hiç birisi. Her zaman söylüyorum; benim derdim kendimle. Uzun zamandır da böyle. Bunun sonucu olarak da derdim var olmakla benim, sizden sıkıldığım kadar var olmaktan da sıkıldım. Hayır intihara meyil değil bu. ;)

Galata Köprüsü'nde bir erkek sevgilisine balık tutmayı öğretiyor. Akşam 7 civarında... Güneşi arkama alıp, çiftin arkasında durup balık tutmayı öğrendim, bir daha. Karışacak oldum sonra, daha önceden öğrendiklerimi satacaktım onlara. Kaya balığından başka bir şey tutamamıştım oysa. Enez'e gittim sonra, Eylül'e, son akşama... Daha neler neler. O çift hala önümde tabii, İstanbul'da bir gözüm ne de olsa; kız anlamıyor nasıl atması gerektiğini. Şikayet ediyorum, her zamanki gibi. Şikayet etmeye çok zaman ayırdığımın ve şikayet ederek yaşlandığımın farkında bile değildim o zaman. İçimde ezik bir sevgi var, içim acıyor çünkü salaktım. Şu herif bile nasıl sabırlı kıza karşı diye düşündüm sonra. Artık hiç sabrım yok diye geçirdim içimden. Bir şeyler olsun lütfen. Mucize beklemek de boştu sahi. Babamı aradım sonra. Yine yalnızlığımı paylaşıp üzdüm belki onu da. Bir yandan balıkçı çifte baktım, ama sadece baktım öyle, Enez'den de döndüm. Burası gerçek diye suratıma suratıma vurdum, bu yaşadığın gerçek; bunu unutma. Ama doğru değil, bu hayat doğru değil. Anneme söyledim sonra bunları, bir yanlışlık var, böyle olmaz, dayanamıyorum böyle mal mal yaşamaya dedim. Ben boş insan değilim anne, bu haksızlık. Yanlış yerdeyim. Ve sonra cevap geldi annemden, vurucu ve aynı zamanda gurur verici bir söz;

"Çok daha kötülerini yaşadın kızım sen, biz sadece bi kısmını biliyoruz da sen kim bilir nelere göğüs gerdin. Hepsinin farkındayız biz, elimizden gelen bi şey yok ama sen çıkıyorsun içinden. Gittikçe azalıcak kızım, yine azalıcak, sabret."

%99'unu anladım, bitirmedim bitiremem de ama anladım etrafımda dönenleri. Ukala bokun tekiyim belki ama artısını eksisini bilen bi mahlukat oldum işte en azından. Senin burada ne işin var diyerek ağlayabiliyorum aynaya bakıp, etrafıma konunun uzmanı gibi kafamı gereğinden fazla dikip aforizmalar da saydırabiliyorum. Değişiyorum, her gün değişiyorum işte. Bir daha da asla değişmem ben demedim.

Bu arada, doğru düzgün olmayan şeyler yaşadığım kadar doğru düzgün şeyler de yaşadım ya. İçimde kalmasın, söylim dedim. Zira intihar etmiştim şimdiye öyle olmasa. Ancak neler yaşadığım değil artık beni bağlayan, daha önce de dediğim gibi yaşadıklarımı geride bırakıp yol kenarında dinlenme evresindeyim. Yine memnun değilim de bugün ayrı bi mutsuzum be canım.

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Sonradan Koyar


"Acaba yapmasa mıydım?" diye şüpheye düşmek yaptığın şeyin doğruluğundan ya da yanlışlığından bir şey götürmez. Ben doğru olanı yaptım, pişman olmayacağımı da biliyorum. Çok içten söylüyorum bunu. Şu an özlem, istek, sempati duysam da ileriyi gören lanet gözlerimiz var artık. Başıma gelmesi gereken şeyleri başıma getirdim ve artık başıma başka şeyler gelmesi gerekiyor diye ipin ucunu bıraktım sanırım. Belki de ipi yanlış yerinden tutuyordum. Bilmiyorum şu anda. Dün çok rahatlamıştım, şimdi biraz üzülüyorum. Sorunsuz bir hale sokmanın çok kolay olabileceği bir şeydi, hiç uğraşmadım. Doğrusu bu mu peki? Evet bu.

Onu diyorum işte. Yaşlandım, yaşlandık. Uğraşmak istemiyoruz. Garipseyince uzaklaşmayı seçiyoruz. Eskiden olsa çözmek için sorun yaratırdık, şimdiki boşvermişliğimizle sorun daha ortaya çıkmadan kaçıveriyoruz. Gücümüz kalmamış, ya da aksine öyle güçlenmişiz ki kesin kararlar verip uygulayabiliyoruz. Öyle güçlü olacak kadar çok insan tanıdık işte. Böyle de güçsüz olacak kadar az şey yaşadık. Bitmeyecek bir farkındalıkla kapanmayacak ağızlarımız şaşırmaktan. Yine aynı bilinçsizlikle bir işler karıştırıp sonunda memnun olamayacağız.

Şimdi üzülüyorum evet, çünkü teşekkür edilecek bir şey değil birilerinin hayatlarına dahil olmaya çalışmak.

Yıllardır tek başına mücadele veren cılız bir insan olarak o evsiz kalacağımı düşündüğüm anlardan birinde aşağıdaki sahneyi izlerken göğsünde çaktırmadan ağladığım adam, beni yalnızlığımla yanımdayken bile baş başa bırakabilen müthiş adam... Derinler daha renkli ve güzeldi esasında, kıyıda bizi bekleyen "sığ gerçekler" olmasaydı keşke.

27 Nisan 2011 Çarşamba

I'm Cleaning My Closet



:)
Temizlik vakti geldi. Bundan böyle bazı bazı zihnimi ve çevremi temizliyor olacağım. 25 yıldır yeterince canım sıkıldı, daha fazla olmasına müsaade edersem her zaman üzerine basa basa söylediğim gerzekliğimi ikiye üçe katlamış olurum. Kim bilir belki okuyup beğenmediğim kitapları veririm birilerine, görüşmek istemediğim insanları arayıp formaliteden ayrılık sözleri söylerim. Ne bileyim işte vedalaşmanın da gereklerini yerine getirir kendimi rahatlatırım. Üzülmeden temizlik.

En başından biliyor olsaydım nasıl yaşamam gerektiğini, bu kadar renkli olmazdı hayatım. Bu kadar çok yanlış insan tanımasaydım, bu kadar doğru düşünmeyi asla öğrenemezdim. Klasik gelebilir bu acı yaşayarak öğrenme cümleleri ama doğruluğu tartışılmaz; deneyimle sabittir.

Mutluyum ben, ama memnun değilim. Doğam gereği asla memnun olamayacağım için mutluluğa oynuyorum zaten. Oluş diye birini tanımıştım birkaç yıl önce. Onunla konuşmuştuk mutluluk ve memnuniyet üzerine. Aralarında ince bir çizgi olamayacak kadar ayrı yerlerde duruyorlar böyle; yine de aynı cümlede kullanacak kadar yakın hisler uyandırıyorlar. Kısacası mutluyum, ama memnun değilim ben.

Gerçek ve keyifli sohbet edebilen insanları özlüyorum. Beyninden geçenleri dudaklarından çıkarabilen insanları seviyorum ben. Evet bırakalım da biraz temizlensin ortalık zaman zaman. ;)

9 Nisan 2011 Cumartesi

En Seri İlanlar Burada! Homeless Simay!


Ya arkadaşım tutuştum bu sıra diyorum, anlamıyorsun! Her gün herkese hatırlatıyorum, bana bi ev bi de arkadaş bulun diyorum. İlan numaralarını arıyorum boş çıkıyor. En kısa sürede taşınmam lazım. Ey ahali! Haydi şimdi birlik olma zamanıdır! Şu kızcık sokaklarda kalmasın, o da huzurlu olsun, kafasını sokacak bi kutusu olsun, ha bakalım!

Şimdi biraz kendimi övüp yereyim. :) Ev halimi anlatayım da şüpheye mahal kalmasın. Ben 25 yaşındayım (öf çok yaşlıyım) ve 9-6 çalışıyorum hafta içi. Cumartesi de lanet olsun ki 9-1 çalışıyorum. İş çıkışlarında arkadaşlarımla oturmayı seviyorum. Gün yeni başlıyormuş hissine kapılıyorum o zaman salak gibi. :) Bazen bu birlikte oturduğum, genelde içtiğim arkadaşlarım bende kalmaya geliyor. Çok fazla tanıdığım insan var ama çok fazla arkadaşım yok, hepsi de şeker komik insanlar. Bir de sevgilim var benden tatlı olmasın. Kendisi bir meşguliyet timsali ama varlığını hissettirir çoğu zaman. (Burada eve arkadaşlarımı ve sevgilimi getiririm mesajını vermeye çalışıyorum.) Sonra ne bileyim yemek yapmayı çok seviyorum, insan doyurmak için ayrı özen gösterdiğim zamanlar oluyor. Tabii seni seversem doyururum, yoksa çok gıcığım, iki lokma ekmeğim olsa birini arkama saklayıp "Bende de yok ki" derim. :)

Neyse... Müzik dinlemeyi seviyorum, yalnızken yüksek sesle konuşmadığımdan yüksek sesle müzik de dinlemem; ama arkadaşlarım geldiğinde müziğin duyulması için sesin açılması gerekebiliyor malumun. Bangır bangırlıktan hiç hoşlanmıyorum tabii. Evde durduğum zamanlarda ya film ya dizi izliyor olurum, televizyon hiç izlemem ama sen izliyorsan seni rahatsız etmek için özellikle gelip "ıh bu ne şimdi ıh ıh ıh" yapmak isterim. Temizlik konusunda sınır tanımam, içinden geçmekte zorlanmadığım sürece dağıtırım odamı. Çamaşır yıkamayı bulaşık yıkamaktan daha çok severim, makineye atamayacağın ipek gömleklerini falan yıkarım yani sorun değil. Her pazar temizlik günü olsun gibi bir kurala asla gelemem. Kardeşim bi pazarım var onda da kokuşamam hiç evde. Hafta içi gece yapmayı tercih ederim yani.

Eşyalarımın kullanılmasını sevmem; farkındaysan izinsiz kullanılmasını demedim. Çünkü izin istersen kesin veririm; iyisi mi hiç izin bile isteme. Eşyalarım dediğim işte kıyafetlerim, makyaj malzemelerim, takılarım, kitap ve dergilerim, telefonum, bilgisayarım, CDlerim, defterlerim, fotoğraflarım ve tabii ki kutularım.

7 yıldır İstanbul'da kendi kendime küçük kafamla bi yaşam mücadelesi veriyorum. Şimdiye dek birlikte yaşadığım herkesin mücadelesini de aynı anda verdim. Artık yaşlanmış hissediyorum ve kimsenin bana sıkıntı yaşatmasını istemiyorum etrafımda.Bu yüzden biraz ukalaca gelebilir ama benim gibi bazı şeyleri aşmış olman lazım. Bu arada aşmış olmaktan pek memnun değilim. Sadece doğru olduğunu bildiğin şeyi yapmak, duygularınla hareket etmemek pek de hoş değil; ama gerekli. :) Ayrıca verilen sözlere önem veririm, sözünü tutmadığını görürsem lök diye suratına söylerim, içime atıp bozulmaya hiç niyetim yok. Ya akıllıca yalanlar uydur ya da sözünü tut! Zira ben öyle yapacağım.

Senden beklediğim pek bir şey yok. Kira ve faturaları geciktirmeden ödeyeceğini bana söylemen yeter. Ya tabii bir de uyuşturucu bağımlısı olma, alkolik olma. Öf işte aşırı olmasın hayatında hiçbir şey. Çok arkadaşın olabilir, gelsinler gitsinler, ama eve yerleşmesinler. Biliyorsun ki o evde asıl yaşayanlar biz olacağız. ;) Evde parti falan verebilirsin. Sabahın köründe işe gidiyor olabilirim ama kendimi genç hissetmek için her fırsatı değerlendirmeye açığım. E tabii 4 gün ardarda uyuyamazsam zombiye dönüşüp beynini ısırabilirim, o da var.

Ya işte böyle ben salak, düşünen, yazan, kızan, heyecanlı ve komik anıları olan biriyim. Beni evsiz bırakma, ya beni yanına al ya da gel beraber bi kutuya girelim de. Kedin değil ama köpeğin olabilir. (ya kedilere hiçbir zaman alışamayacağım sanırım) Kız ya da erkek olmanın da benim için bir anlamı yok, cinsel yöneliminin de, beni sinir etme, eve geldiğimde bi "selam" de içinden gelerek, yeter.

Ev aradığım alan da Beyoğlu, Şişli, Beşiktaş, Levent tarafları. Şimdi harekete geç ve bana mail falan at! Ya da başkasına söyle o atsın işte. Ya hadi evsiz kalıcam haa!

30 Mart 2011 Çarşamba

Word'den Uzak Bir Yazın Hayatım Olsundu


Kitaplarımı alıp kaçma isteği yerini defterler toplayıp kaçma isteğine bıraktı artık. Bu kaçma fikrinden hiç kurtulamıyorum. Her zaman dediğim gibi bilinçli bir gerzeğim ben. Neyden neye kaçmak istediğimi çok iyi biliyorum. İnsanlığımın çok farkındayım yani. İnsan olmasam sahip olamayacağım beynim bazen bir insanı yönettiği için isyan ediyor hem haklı olarak hem de çıktığı yere bakmadan. Bakın bi kere!

Bu aralar fazla yazmamamın sebebi çok fazla yazmam aslında. Ancak öyle robotlaştım ki kafam sadece belli komutları algılıyor. Düşünüyorum ama hala. Hala bool bol rüya görüyorum ve hala bazen gizli gizli hikayeler yazıyorum. İşte buraya sıra gelmiyor bu yüzden.

Esasında şu alttaki kötü içerik ortadan kalksın diye biraz yazmak istiyorum. Bazen çok çirkin şeylerin hayatınızda yer kaplaması gerektiğini düşünürsünüz ama o çirkinliği göstermek istemezsiniz. O yazı ve o hisler de öyle benim için. Sinirimi asla unutmamalıyım, asla kimseden de saklamamalıyım, ama hatıralarda son kalan kesinlikle sinirli Simay olmamalı. Hele ki rahatlıktan öleceği bu zamanlarda hiç. :)

Etrafımda çok fazla salak insan var. Günden güne artıyor da. Beni sinirlendirecek belki yüzlerce şey oluyor gün içinde. Belki başkalarının gerginlikleri beni de içine çekiyor zaman zaman. Ama sonuç olarak renkliyim yine. Renklerimi geri kazandım diyemem. Çünkü o renkleri üzerime ilk yapıştırdığımda çok küçüktüm. Bunlar başka renkler. O kadar şakır şakır parlamıyor olabilirim ama grilik kalktı üzerimden. Çabuk unutuyorum, üzerinde durmuyorum sinirimin, beni üzecek kimseyi tutmuyorum yakınımda. En önemlisi napıyorum biliyor musun? Arkadaşlarıma zaman ayırıyorum. Bu beni hem genç tutuyor hem de zihnimi boşaltabiliyorum. Konuşmadan öylece dursak da anlaşabiliyorum arkadaşlarımla.

Bir saat kadar önce yepyeni bir aydınlanma yaşadım. Kendimi ve aslında bildiğim şeyleri yeniden keşfetmek çok hoşuma gidiyor. Kayarak yaşıyorum o anları. Çok sinirlensem dahi suratıma o aydınlanmanın verdiği aptal sırıtış yapışıveriyor. Kendini akıllı sanmayı kim sevmez ki? ama demiştim, ben bir gerzeğim.

Gerzek olduğum için gittim Engin'le barıştım mesela. Dedim ya çabuk unutuyorum. Bana ihtiyacı var, benim de ona ihtiyaacım var. İhtiyaç yüzünden barışmadım ama bazı yükleri bazı insanlarla değiş-tokuş etmek faydalı. Başkalarının senden bağımsız sorunlarıyla başa çıkmak her zaman daha kolaydır. Ya da başkalarının mutluluklarını abartmadan sindirebilirsin içine. Tabii fesat ya da kıskanç değilsen. Omuzlarında başkalarının sorumluluklarıyla daha rahat koşarsın. Düşürmekten korkmazsın, çünkü insansan bencilsindir. Gözün hep sorumluluklarını yüklediğin insanın omuzlarında kalır ve sorunlarına ya da sevinçlerine uzaktan bakmak her zaman daha faydalıdır. Ne mutsuzluğunu abartıp kendini karartmak zorunda kalırsın ne de mutluluğunu abartıp yalanı yaşarsın.

Çok zayıfız, alabildiğine de salağız. Hepimiz böyleyiz ama korkma, alınma. Yorulduğunda, dinlenmek için yol kenarına çöktüğünde anlayacaksın bunu. Cebindeki binlerce lira, evinde dizi dizi sakladığın kitaplar, filmler, albümler o yolda tamamen değersizleşiyor. Bazısına yük bile oluyor ya neyse. Dinlenmek için durduğunda aklında sadece kendi yaşadıkların kalıyor. Okuyup izlediklerin, düşünüp dinlediklerin hiçbir zaman sınavı yapılmayacak dersler gibi yanına kar kalıyor, ama çıkarıp birini bozduramıyorsun yorgunluğunu gidermek için. Tek yapman gereken dinlenmek oluyor o zaman.

Şimdi dinleniyorum ben. Erken mi? Yuh ya! Ölüm yılıma geldim demiştim ya. :) Sorun aramadığım bir ilişki, kapısından çıkarken stresini lavabosuna kustuğum bir iş, sağlam ve eğlenceli arkadaşlar, hayaller, rüyalar ve yazılarla doluyum. (Çoğu kafamda, çaktırma!) :) Dalga geçebilirsin ama şimdi yemek değil sindirmek zamanı. Bir sürü kahkahayı bir sürü çürükle harmanlamak ve sindirmek zamanı. yolun kenarında oturup yanımda getirdiğim defterlere dökülme zamanı. Seni sevmiyorum artık word; hiç yardımcı olmuyorsun.

Yakında görüşmek dilekleri benden sana gelsin. Muah

18 Şubat 2011 Cuma

Her Şey Tek Bir Bezelye Tanesiyle Başladı

Yaşamaya devam edebilmek için yemek yemeye ihtiyacımız var; peki yemek yemek için neler çekiyoruz? Önce uzun bir bekleyiş. Hem de yemeğimizi bitirdiğimiz andan itibaren. Oturup sadece acıkmayı bekliyoruz. Kafamızda hep "Acaba ne zaman acıkacağım?" sorusu. Dur dur sana bugün başıma gelenleri anlatayım. Yemek yedik öğlen ve bitirir bitirmez ilk düşüncem akşam işten çıktığımda ne kadar aç olacağımdı. Hatta yemek yerken bile, doyarken ve dolayısıyla yaşamımı sürdürebilirken bile bundan bahsedebilecek kadar alçaldım.

Öğleden sonramı silmek istiyorum aslında bugün. Yaşanmamış olsun, kaldığı yerden devam etsin. Büyük algılama sorunları, henüz hissedilmeyen bir yokluğun sinyalleri, mal mal bakışlar ve kafamda bin bir türlü düşünceyle yine de "öf akşam ne yemek yapsam?" sorusunu sorabilecek kadar "akıllı"ydım. "Keşke yalnız yemesem" diye düşündüm sonra yalnız olacağımdan emin bir şekilde. Sonra bilmediğim yemek menülerini okuyarak kendimi daha da acıktırdım. Kendime yaşamımı sürdürmem gerektiğini hatırlattım durdum.

Az önce de çıktım aptal saptal bir yerde bezelyeli bir yemek yedim. Parayı uzatırken de içimden uzun zaman sonra yine "Buyrun, lütfen beni yaşatın, alın alın." dedim. Bütün yemek boyunca bunları düşündüm. Doğanın bize bedava sunduğu şeyleri birileri sinsice toplayıp süsleyip püsleyip bize bir şeyler karşılığı veriyor. Utanmazlar! Hayatımızı her gün her an satın alıyoruz. Bir gün olsun "ver şu paramı geri yemiyorum senin boktan yemeğini" demiyoruz sırf bu sebepten. Hayat pahalı diyorlar ya, yanlış; hayat satılık. Gerçi herkes satılık olduğunu kabul etmiş ki pahalı deniyor işte. Ama öncelikle pahalı değildi, satılığa çıktı ve pahalandı.

O yüzdendi İstanbul'dan ayrılma isteğim. Ve her bezelye boğazımdan geçerken aynı şeyleri söyledi borularda. "Para çiğniyorsun şu an, git bak hepimiz oradayız esasında, git bak, çık bi git bi bak! Neden yeşilim sanıyorsun? Neden ortalıkta hep bir kağıt kokusu var? Git bi ya, Simay git bi çık, bi dolaş, bi gör ya, Simay ya"

Yaşamak için yiyoruz, yemek için çalışıp kesilmiş kağıtlar alıyoruz karşılığında. Sonra da küçük çocuklara burun kıvırıyoruz kendilerine aptal oyunlar buluyorlar diye. Bu dünyada çocuk olmak kadar güzel bir şey olmadığını gördüm sonra dönüş yolunda. Annesi çılgınlar gibi kazaklara, gömleklere dalmış kıvır kafalı bir kız gözlerini mağazanın tavanından alamıyordu. Işıklar yeter çünkü çocuksan. Bir avuç çamur, köpek şeklinde bir bulut, çukurlardaki su birikintileri yeterli yaşamana. Aptamil'le beslenmek zorunda değilsin aslında, ya da sütünü steril biberonlardan içmek zorunda değilsin. Ultra emici bezler bağlanmasa kıçına belki daha mutlu bile olursun hatta. Çocuksun çünkü.

Çocuk olmak istiyorum. Otobüste astım krizine girip ölümün eşiğine gelen adamı izlerken ağlamak istemiyorum. "Oğlum bilmemne şehrinde öğrenci, karım da yok, arayacak başka kimsem yok; ilacım da yok, burada ineyim hastaneye götürün beni lütfen." diye inlediğinde babamı arayıp "nolur gel artık, çok yalnızım" diye böğürüp onu da ağlatmak istemiyorum. Büyümek istemiyorum daha fazla, yaşlanmak istemiyorum, gençleşmek de istemiyorum. Dikdörtgen şeklinde kesilmiş kağıtları da istemiyorum. Çocuk olmak ve ışıklara dalmak istiyorum dakikalarca. Tek düşüncemin sevilmek, okşanmak olduğu zamanlara geri dönmek istiyorum. Hafızanın olmadığı, tutkuyu kelime anlamıyla yaşadığım çocukluğuma geri dönmek istiyorum.

Bu iç sıkıntıları hayra alamet değil; sanırım mutsuzum. Boş ve boşalır durumda.

"Bedava yaşıyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yağmur çamur bedava;
Otomobillerin dışı,
Sinamaların kapısı,
Camekânlar bedava;
Peynir ekmek değil ama
Acı su bedava;
Kelle fiyatına hürriyet,
Esirlik bedava;
Bedava yaşıyoruz, bedava."

Şu anda parmağımı boğazıma sokup tüm o konuşan bezelyeleri üstlerine kusmak istiyorum 
Küçük Beyoğlu denen iğrenç sokakta içen ve ağzı açık eğlenen herkesin. Gidin be!

17 Şubat 2011 Perşembe

Simay'a Taktı Tüm Kafalar

Dört duvar arasında kaldım resmen. Çok sıkılıyorum, bunalıyorum. Umursamaz insanlara çok özeniyorum bu aralar. En azından üç duvar olsaydı da kısmi manzaralı evim olsaydı, az nefes alsaydım. Üşütürse de üşütsün. Ama bu ne ya bu kadar? Çok daraldım ve günümün büyük kısmı öfleyerek geçiyor. Öflediğim için yine öflüyorum, ve yine ve yine... Ateş basıyor bütün gün boynumu, kulaklarımı, bacaklarımı. Sinirden ölüyorum yahu! Hiçbir şey yapmadan ve de, durarak, sadece yaşadığım için.

Saldırılacak bir ben mi kaldım? Bir ben mi bu kadar iyi niyetle yaklaştım herkese? Yanlış anlaşılmanın, kötü bilinmenin, düş kırıklığı yaşatmanın dibine vurdum. Benim sebep olmadığım durumlardan üzüntü duymak bir bana düşüyor. Bu aralar sadece rüyalarımda mutluyum. Uyanmak istemiyorum, kalkıp kalkıp saati kontrol ediyorum. Çalmasına daha varsa "oley" deyip devam ediyorum bilinç altımda dolaşmaya. Genelde sırılsıklam oluyorum rüyalarımda, ama kendime getiriyor. Hem eğleniyorum hem heyecanlanıyorum hem de olmayan ve olmayacak hayallerin keyfini çıkarıyorum. Bilinçli rüya görmek gibi işte. Jetgiller'de Elroy'un rüya makinesi vardı ya, gece yatmadan önce rüyasını seçip çalıştırıyordu. Hep ona özenmişimdir. Nereden bileyim insanın sıkıntı içinde yaşayınca istediği rüyaları görebildiğini. Rüyalarla yetinmek zorundayım ama işte. :(

İnsan ilişkilerim bu kadar bunaltıcı olmasın lütfen; ve lütfen insanlar hey size diyorum, bana bir şeyi 50 defa söyletmeyin.

Bırakın ya uyumak istiyorum yıllarca masal kahramanları gibi.


4 Şubat 2011 Cuma

Koşarak da Kaçsan Koşarak Geri Dönmüş Oluyorsun Bir Yerlere

Karşından, sağından ya da solundan gelen insanlarla kesişme noktana baktın mı hiç? Sen mi onların bastığı noktaya basıyorsun, onlar mı senin? Kim kendini senin yolunla kesiştiriyor; ya da sen kimlerin tam da senden hemen önce bastığı yerlere basıyor, kendini kimlerin yoluna kesiştiriyorsun?

Her gün bir miktar yol yürümek zorunda olanlar ya da zevk için, ya da spor için ya da herhangi başka bir şey için sıklıkla yürüyenler bu sorulara cevap verebilirler. Ben kendime güven sorunumu çözdüğümü düşündüğüm zamanlarda yolda yürürken sürekli şunları söylediğimi fark ettim: Kimsenin bastığı noktaya basamam. Kendimi kimseye kesiştiremem. Daha hızlı yürürsem o benim bastığım noktaya basmak zorunda kalır. Ya da yolumu değiştireyim, hatta uzatayım ki onun bastığı yere basmaktan kurtulayım. Beğenmediğim insanların ayak izlerini takip etmeyeyim. O benim bastığım yere bastığında kendini ne kadar farklı hissedecek acaba? Keşke bu kadına kesiştirmeseydim kendimi; tanrım böyle şımarıklardan uzak tut beni!
...

Kesinlikle çılgınca! Kendine hiç güvenmeyen bir insanın son çırpınışlarıydı bunlar! Kendini başkalarına göre yukarıda gören; esasında kendine de kafasını yukarı kaldırarak bakan zavallının tekiydim! Bir anda gelen aydınlanmaları seviyorum ama. Tüm bilinci şeffaflaştırıp sorunları köküne kadar görmek, elini görebildiğin o köke kadar usulca uzatıp koparıp atıvermek harika. Hiçbir zaman mükemmel ya da üstün olamayacağımı anladığım o anda o yalancı güveni de sıpıtıp attım yola. Durup arkama baktım sonra. Önce bir kedi yaladı güvenimi; bunu gören fırıncı süpürgesiyle kovaladı kediyi ve süpürüverdi onu. Toz olup uçacağını sandığım anda bir kadının altın küpesi üzerine düşüverdi çın diye! Küpenin iğnesine takılan paramparça haldeki güven, kadının kulağına ilişiverdi ve birkaç saniye parladı sokak lambasının altından geçerken. El salladım ardından. İçimde hiç boşluk hissetmedim o günden sonra.

Kendimize olan güvenimiz doğuştanmış meğer. Ne kazandığımız paralar, ne biriktirdiğimiz sertifikalar, ne konuştuğumuz diller ona hiçbir şey katmıyormuş. Hepsi sadece ukalalıkmış. Dönüp dolaşıp başkalarının ayak izlerine bastıkça anlarsın sen de. Belki hemen şimdi köşeyi döndü bir fare ve sen onu kovalayan kedinin bastığı yerdesin. İkisinin de izindesin. Fareyi hiç hissetmeden ezip geçen Ferrari'nin de.Ya da tam önündeki adamın arkasındasın işte, tam arkandakinin de önündesin.

İnsansan, okuyabiliyor, düşünebiliyorsan ve yoldan çıkmak çoğu zaman mümkün olmuyorsa; anadan doğma yürümelisin başkalarının yolundan ve yeni yollar açmalısın kendince. Bu kadarsın işte, zaten dünya da bu kadar, yollardan ibaret her şey; ve adımlarından.

Related Posts with Thumbnails