
Gelmemiz de gitmemiz de şaka gibi, anlık, boş, saçma ve gereksiz. Şimdi sana söyleyebileceğim tek şeyin "başın sağ olsun." olması gibi. Sözler de boş, sesler de, ağlamak da, gördüklerin, kahroldukların da boş. Şimdi varsın, belki tam da şimdi ben bunu yazarken yoksun, hepimiz öyleyiz, iplerinin dolaşmasını ya da kesilmesini bekleyen aptal kuklalarız. Herkesin telaşı, sıkıntısı boşa. Tek bir an, bir çığlık ve kesilen o ses o nefes...
Doğum da ölüm de bu kadar işte. Bu kadarız Ayışığı. :(
Var olduğun kadar iyi ol. Seni seviyorum canım.
28 Ocak 2010 Perşembe
25 Ocak 2010 Pazartesi
Hiçbir Şey Yemedim
Sadece gitmek istiyordum, zihin boşaltmak, belki dönmek, belki dönmemek, ama gitmek ve üşümek...
20 Ocak 2010 Çarşamba
Sistem Hatası
Dün okulu bıraktığım kesinleşti, önce hocanın saçma sapan dayanağı olmayan sözleri, yüksek lisans yapıyorsanız bunlar olur, hoca gelmez, hoca sınav yapıcam der yapmaz, sunum ister, bir şey öğretmez, ödev yaptırır, hocanın isteğine göre döner sistem, o kahvaltısını yarıda bırakıp derse gelemez, bir sınavda başıboş bırakır öğrenciyi, diğerinde kafasının üstünde oturup kontrol eder, sen hiçbir şeysin, hoca her şeydir bu ülkede. Pardon da, hoca kim ki? Birilerinin kitabından kopyalayarak yazdıkları tezlerle sınıf atlamış, sınıf atladıkça benliklerini kaybetmiş insancıklar. Biz de o yoldayız, kopyalayarak, düşünmeyerek aldık gidiyoruz. Yok ben artık gitmiyorum. Sadece bölümden ve okuldan da soğumadım, tamamen eğitimden soğudum. Okul hayatım bitmiştir, hayırlara vesile olsun.
Bakalım sadece iş bulma odaklı günlerim nasıl geçecek.
Bence sadece geçecek...
17 Ocak 2010 Pazar
Şimdi Kaydet
Sorumluluk almak isteyip sonra ölümüne sorumluluktan kaçmayı seçiyorum. 5 gündür bir çeviriyi bitiremedim. Ödev desen bana ait olan bir kelime bile yok içinde, 2 saatte 20 sayfa ödev mi yazılırmış yoksa, peh.
Okula olan nefretim günden güne artıyor. Çekip gitme isteğim de öyle. Ama en çok artan ve hiç azalmayacak olan uyuma isteğim. Günlerce, hiçbir şey yapmadan uyumak, film izlemek istiyorum yattığım yerden. Acıkmak, çişimi yapmak, duş almak istemiyorum. Mezun olmanın getirdikleri sanıyordum bunu ama mezun olalı da çok oldu. Çalışmak istemiyorum kesinlikle. O yüzden de şu çeviri işinde tutunabildiğim kadar tutunayım, ölümüne çeviri de yapamam da bir süre sonra otomatikleşsem yeterli, alır gider işte. Öylece yatarım ben de.
Artefact için paramız hemen hemen hazır, oturduğum yerden bile üşenip tasarımı istemiyorum. Hallolsun bir an önce, özellikle kapağımız mükemmel olacak. Bu sefer benden, bizli olacak. Sürpriz olacak, eğlenceli bir ölüm kapağı olacak. Ve evet yok satacağız a dostlar!
Ne anlatıyorum ya, defolayım da işime bakayım. Maksat oyalanmak olsundu. :)
15 Ocak 2010 Cuma
Ağır Ol!
Fırıl fırılım. Ah ama dön dön nereye kadar. İçimde deli bir enerji var ve sürekli koşmak istiyorum. Rüyamda odama giriyordu insanlar sırayla "ohaa ne büyükmüş" diyorlardı, evet olduğundan büyüktü yine ama bana yetmiyordu ve yetmiyor. Ööf koşmak istiyorum işte, hem de yürümesini bile beceremeyen biri olarak.
Tatil videolarını izliyorum, otostop insanlarını, Halikarnas kızlarını kıskanmamı, çadırda uyanışları, deniz içinde zıplamaları, en boş anları ve en eğlenceli anları bir arada izliyorum. Muhteşem hepsi, en kötüsü bile. Zaman mı elimden bunları alan? Ben miyim düşüren? Yoksa sen misin zorla koparan? Her neyse, sonuçta artık geçmişteler ve bir daha gelmeyecekler. Gülümsetmesi yetecek. Daha ilginçleri, belki daha heyecanlıları yaşanacak. Belki daha kalabalık belki de yapayalnızken... Yine tren takırtıları içinde güleceğim, ve yine bir kamyonetin arkasında çığlık çığlığa yolculuğa devam edeceğim. Bakkalda bu sefer makarna değil tavuk yaptıracağım yine. Gerçekten canım ne isterse onu yapıyor olacağım. Sadece bir başlangıçtı ikimiz için de. Yapılması gerekeni yaptıran, gaza getiren ve birbirine uyan insanlar olduk birbirimize. Başlangıcı sağlayan yoksa da devam etmeyecek değil ya. Telefon hala kullanılıyor, bilgisayar da, çatal da, paten de... Sahipleri yok artık ama hala duruyorlar.
Yalnızlık değil istediğim, ama mecbursam yalnızlığa o da olur. Artık fark etmiyor. Özlemek ki kaçınılmaz olan. Özlemeyi de tek uğraş halinden çıkarmak esas olan. İçinde bir yer evet cız edecek ama devam edeceksin. İleri, geri, sağa, sola hiç fark etmez. Sadece hareket edeceksin.
Hatırlamanı engelleyecek bir şey kalmadı şimdi, hatırladığını hatırlatmanı engelleyecek de... Anıların hayatın, ama hayatın anıların değil. Farkındalık baş gösteriyor, iyileşme sürecindesin, teşekkürler kendim.
7 Ocak 2010 Perşembe
Ayaklar Nereye Gitmeli?
Hangisini seçersem orada sonsuzluğa ulaşmak güzel olurdu. Yoklukta bir sonsuzluk var elbet, tartışılmaz. Varlıkta yok ama. O zaman sadece kelime karşıtı değil, yan anlam ve değerlerde de karşıtı varlık yokluğun. Biri olmadan da diğeri olabilecek kadar da uzaklar karşıtlıktan belki.
İşte hepsi bir ana bakıyor. Bir an, sırtım kızarır, kaşınır, kabarır ve mükemmel bir görüntü ve gürültüyle kocaman gri kanatlarım çıkar. Tam şimdi, herkesin arasındayken. Kanatlarım çıkar ve hiç durmam, arkama hiç bakmam, vapurlardan simit atarlar doyarım, kafamı suya sokup temizlenirim. Çoğalmaksa umrumda değil şimdi. Tek istediğim kanat. Ya da ölüm işte.
Tüm bu hissettiklerime son verecek tek şey kanat ya da ölüm. İkisi de imkanlı ve imkansız, yakın ve uzak, iyi ve kötü. İnsan isyan ediyor bir süre sonra, lütfen biri olsun artık! Uçsun Sim, ya da ölsün.
07.01.10
Küçük Beyoğlu
6 Ocak 2010 Çarşamba
Sende ve Onda

Bazen sadece rüyada güzelmişim gibi geliyor. Senin, onun rüyalarında. Göreceli olan güzellik o zaman her şeyi yitiriyor ve mükemmelliğe varıyor sanki. Rüyada, orada, o anda, ben... Koskocamanım, gözlerim iri iri parlak, saçlarım hiç olmadığı kadar düzgün - hatta belki taranmış, kadın kadın giysiler içindeyim, hayret ki çıplak ayaklarımla taşlara basıyorum. Sıcaklık yok; hisler, duyular yok. Uzun taştan bir yol, etrafta insanlar dolaşıyor, telaş yok, mutsuzluk yok. Bir salkım üzüm var elimde, simsiyah, dudaklarımdan suları fışkırıyor adını söylerken. Yürüdükçe kadehlere doluyor sularım, içiyorum. Yine sarhoş oluyorum. İçim dışım bir şimdi. Sana, ona değil sadece, kendime de güzel geliyorum tam bu anda. Rüyanın biraz ötesindeyim, gerçekliğin de öyle. Senin rüyan, onun rüyası; söylesene, söylese ya neresi burası. Ne soyunmak ne uyanmak istiyorum; uyanma, uyanmasın. Öylece salınalım içinde, gerçeklikten de rüyadan da uzakta, burada, birlikte, güzel...
2 Ocak 2010 Cumartesi
Zaman, hop!
Ah sahi bu blog da bir yaşını doldurmuş, çocuğum gibi ah ah. :) Kapatmayı düşündüm aslında yine bir yıl doldu diye ama baktım da bu sefer bir yılıma, beh anasını neler neler. :)
Hep bir endişe, bir telaş, aşırı(aşırılığından dolayı gerçek olmayan) mutluluklar, ağlamalar, yalnızlıklar, bunalmışlıklar, mükemmel anlar, berbat zamanlar var. Aklin Direnci yeri geldiğinde 8 katlı bir his pastası olmuş. Silmemeye karar verdim. Çocuğum bile gelişimimi takip etsin buradan. Ben anneme sorduğumda biliyorum ki eksik anlatıyor eskileri, benim çocuğum şanslı olsun. Her şeyimi bilsin. Tam öğrenmek istediği yaşlarımdayım zaten.
Ay çok ilginç. Yeni yıla girerken dahi bunu hissetmedim. İki gün geçmesine rağmen yine yeni bir yıl başladığını kendime kendim göstermiş bulundum. Farklı olmasını istemez miydim? Elbette. Bu şekilde mutlu muyum? Hayır henüz değil, ama olmamam için bir sebep yok. Olacağım!
Beni sevse insanlar kendime dilediğim huzuru onlara da dilerdim. (Artık biraz benci olmaya karar verdim ya, ondan dilemiyorum)
Beni sevmeyene şeker yok, sarılmadan önce de yok, çamaşırlarımı yıkasa da yok. Yok şeker!
Rahat Batmakta
Artık kaç yaşına geldim, hayatımın yüzde 99'unu öğrenci olarak geçirdim ve evet şimdi okulu bırakıyorum. Bu kararı vermek öyle kolay değil tabii ki. Bu benim alıştığım hayattı zaten. Öğrenci olmadığım zamanım yoktu hiç. Şimdi ne yaparım? Çalışır mıyım, çekip gider miyim? Etrafıma bakar mıyım? Aynı Simay olur muyum? Hiç bilmiyorum, hiç...
Sırf istediğimi veremiyor diye aslında birçok insanın büyük şans olarak gördüğü okulu bırakmak ne kadar mantıklı? Sanırım biraz duygusal yaklaşıyorum ben. İçim ısınmadı, beni tatmin etmiyor, ezbere, devama dayalı ne bileyim yahu işte eskisinin yerini tutmuyor; onu bırak kendimi öğrenci hissetmiyorum. Sayesinde iş de bulamıyorum. Çalışmak da istiyorum sanki baksana. Yok, ama edebiyatın tatmininden sonra benim istediğim satış yapmak değil. Yapamam, bana göre değilmiş diyerek de bir sürü emek bir kenara itilir mi? Lisans mezunu olmak var yüksek lisans mezunu olmak var bir yandan da. Elimde bulunması çok işime yarar o diplomanın biliyorum. Ama bu kadar isteksizken şimdi ödevleri bile yapamıyorum, ki tez yazmak hak getire. :/
Herkes bırakma dayan diyor, ailem kararı bana bırakıyor, hatta üstüne üstlük bu sene yine kendi bölümüme başvurmamı istiyor, ben onlara yük olmaktan sıkıldım, çalışmak istemiyorum, param olması benim için hiç önem taşımıyor, sadece alık alık yürümek istiyorum soğukta sıcakta. Düz bir zeminde sadece ilerlemek. Yükselme amacı gibi değil sadece hareket olsun.
Aslında insanlar başlarda böyle boş ve huzurlu hayatlar isterler, zamanla kafada bazı şeyler belirlenir, gözler yükseğe çıkmaya başlar, hırs gelir, istekler artar, düşkünlükler artar ve bir bakarsın bir zamanların berduşu şimdilerde bir binanın 36. katındaki ofiste o ay da lüks yaşamına devam edebilsin diye akşama kadar çalışıyordur. Bende gelişim tam tersine oldu. Yıllardır kendimden o kadar emindim ki çok lüks bir hayatım olacak, mükemmel rahat ve getirisi çok bir işim olacak, çevremdeki insanlar belli bir sosyal statüye sahip olacak, her zaman beğenilen, örnek alınan birisi olacağım diye düşünürdüm. Mezun olduktan sonra özellikle her şey değişti. Yavaş yavaş da değil, aniden. Şu anda çalışmak istiyorsam bunun tek sebebi cebime biraz para koyup alıp başımı gitmek istememdir.
İmkansız değil, hepimiz biliyoruz. Sadece korkuyoruz. Ben de korkuyorum. Üzmekten korkuyorum ailemi, bu fikre alışamazlar. Başıma Pipa Bacca'nınkine benzer şeyler gelmesinden de korkuyorum tabii ki. Gerçekten yaşamak için çıktığım yolda ölmek, öldürülmek tecavüze uğramak istemem. Dünya böyle bir yer değil ama, o yüzden korkuyorum. O yüzden diyorum ki biraz param olsun bana ait. Büyük yolculuğum için çalışayım gerekirse yıllarca. Bi motor alayım, bir de motorcu. :P ve rüzgar bizi savursun nereyeyse artık...
Belki uçmayı da öğrenirim o zamana yaa, hiçbirine gerek kalmaz. Simay her yerde, Simay her zaman, Simay her şeyi yapabiliyor... Simay belli ki minik bir tanrı olmak istiyor.
Uçsana benimle, öpsene çenemi...