Pages

2 Temmuz 2014 Çarşamba

Puf Diye Beliren Renkler ve Gümüşler

Marquez okumaya başladıktan sonra yazarken beni neyin mutlu edeceğine tam olarak karar verdim. Marquez'i Beckett'i ve Camus'yü masaya oturtup onlardan epey şey yürüteceğimi söyledim ve bi' novella planladık beraber.

Her gün aynı kitabı okuyup, gözleri kanayana kadar ağlayan, dökülen her göz yaşı gümüşe dönüşen, her düşüncesinin sonuna soru işareti ekleyen, her şeyden nefret eden ve nefretin ne olduğunu anlamayan, uzun yıllar boyunca hiç konuşmamış, kahverengi bir karakter yarattım; onu, sepya bir mekana, tanrının uyku düzenine göre şekillenen bir zamana saldım. Onu yazdıkça içim çürüdü, yazdıklarımın insanlıktan çıktığı anlarda korkudan dosyayı kapatıp durdum. Karanlığı ve mükemmelliği beni içine çektikçe, bu karakterin esiri oldum. Rüyalarımda, adımlarımda, duşta, işte, doğum günümde bile hep peşimde durdu. Sessiz ama sert bir kambur oldu bana.

Korktum, tamamlayamadım. Tamamlayabilir miyim, bilmiyorum. Dosyayı bulamamak için isimsiz kaydettim, o günden beri sadece deftere öykü yazabiliyorum. Bilgisayar ekranından o çıkacakmış gibi geliyor, elimi hangi öyküye uzatsam beni gümüş göz yaşlarıyla boğup, donduracakmış gibi geliyor, görkeminden o kadar korkuyorum ki...

Eğer bu novellayı tamamlayabilseydim adı ne olurdu bilmiyorum; ama şarkısı ve klibi şu aşağıdaki olacaktı. O yüzden bu şarkıyı ne zaman dinlesem, ölmeden önce yapmam gereken bi' şey olduğunu hatırlayıp dehşete kapılıyor, hayata bağlanıyorum. Biraz salağım, n'apayım?

0 Yorum:

Related Posts with Thumbnails